İstanbul avukat isimli bu yazımızda İstanbul’daki avukatlık mesleğinin güncel sorunlarını ele almaya çalışacağız ve avukatlık mesleğinin geleceğine dair bazı tespitler yapmaya çalışacağız. Yazımızda İstanbul Barosu başta olmak üzere baroların avukat sayılarındaki hızlı artışa, hızlı artışın beraberinde getirdiği kalite ve rekabet problemlerine değinmeye çalışacağız.

Dünyanın En Büyük Barosu: İstanbul Barosu

İstanbul hiç şüphe yok ki pek çok açıdan Türkiye’nin lokomotifi konumunda olan bir şehir. Sosyal ve ekonomik anlamda Türkiye’nin kalbi olarak adlandırılabilecek olan İstanbul avukat sayısı bakımından da diğer tüm dünya şehirlerini geride bırakmış durumda. Son yıllarda hızla artan hukuk mezunu sayısı ve dünyada pek çok ülkenin aksine ülkemizde avukatlık için herhangi bir sınav bulunmaması elbette ki bu bağlamda önemli bir role sahip.

İstanbul Barosu da uzun yıllarda dünyanın en kalabalık barosu olma niteliğini sürdürmeye devam ediyor. Aslında baro dünyanın en büyük barosu olmakla övünse de nitelik mi nicelik mi sorularını akıllara getiren bu durum avukatlık mesleğindeki kalite ve rekabet ortamının gün geçtikçe daha da olumsuz etkiliyor ve bu durum bir takım soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

İstanbul’daki Güncel Avukat Sayısı

Türkiye Barolar Birliği’nin açıkladığı 31.12.2016 verilerine göre İstanbul Barosu’na kayıtlı 20.201’i erkek ve 17.784’ü kadın olmak üzere toplamda 37.985 avukat bulunmakta. Onu 14.229 avukatla Ankara ve 7.527 avukatla İzmir takip ediyor. Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun 2016 yılında vermiş olduğu bir demece göre bu sayının önümüzdeki 5 yıl içerinde %60 artması bekleniyor. Kaynak: http://www.barobirlik.org.tr/Detay.aspx?ID=68606

Barolara kayıtlı avukatların sayısındaki bu hızlı artışın iki sebebi var; hızla artan üniversite kontenjanları ve sınavsız avukatlık ruhsatnamesi sahip olunabilmesi. Üniversite mezunu olan herkes 1 yıllık avukatlık stajını tamamladıktan sonra herhangi bir yeterlilik sınavına tabi olmaksızın avukat ruhsatnamesi alabiliyor. Pek çok ülkede uygulanmakta olan avukatlık sınavı maalesef uzun yıllardır konuşulmasına rağmen ülkemizde tatbik edilebilmiş değil. Yeni avukatlık kanun tasarılarında yer verilen avukatlık sınavı tasarının kanunlaşmasını beklemekte ve bu süreç epey uzamış bulunmakta.

Avukat Sayısındaki Artış ve Kalite Problemi

Avukat sayısındaki günden güne gerçekleşen bu artış elbetteki avukatlık kalitesindeki düşüşü de beraberinde getiriyor. Artan hukuk fakültesi kontenjanları, hukuk fakültesine daha kolay girilmesinin önünü açmakta, daha fazla mezun veren hukuk fakülteleri doğrudan baroların avukat sayılarını da arttırmakta. Sayının artması ve başarı ortalamasının düşmesi ister istemez beraberinde kalite problemini de getirmekte.

Sayının artması aynı zamanda avukatların gelir düzeyini de olumsuz yönde etkiliyor. Çok fazla mezun bulunması, istihdam alternatifini arttırıyor ve alternatifi çok olan sektörde doğal olarak maaşlar da olması gerekenin çok altında seyretmeye mahkum oluyor. Bugün yeni mezun bir avukatın almış olduğu ortalama maaş maalesef eş düzeydeki dünya ülkelerine göre çok düşük.

Esasen avukatlık doğasında bağımsızlığı barındırır ve bağımsız olarak açılacak bir büro altında avukatlık faaliyetini gerçekleştirmeyi gerektirir. Ancak avukatlık sayısındaki devasa büyüme işçi avukat- patron avukat şeklindeki (ki bu tanımlamayı hicap duyarak ifade ediyorum) fiili bir durumu ortaya çıkarmış durumda. İstanbul barosu özelinde konuşmak gerekirse baroya kayıtlı avukatların kahir ekseriyeti başka bir avukatın kurmuş olduğu büro altında işçi statüsünde çalışmak mecburiyetinde kalmakta.

İstanbul Avukat Sayısı ve Gelir Dağılımı

İşçi avukat – patron avukat ayrımı bu iki sınıf arasındaki gelir dağılımının da bir uçuruma dönüşmesine sebebiyet veriyor. Bünyesinde onlarca avukat barındıran hatta bazen yurt dışındaki çok uluslu büyük hukuk firmalarının bir nevi fiili Türkiye şubesi gibi çalışan avukatlık ortaklıklarının patronları pastanın en büyük payını alırken, bu bürolarda çalışmakta olan “işçi avukatlar” hak ettiklerinin çok çok altında maaşlarda geçimlerini devam ettirmek durumunda kalıyorlar.

Sayının katlanması da işçi avukat statüsündeki avukatların maaş ortalamasının her geçen gün daha da düşmesi sonucunu doğurmakta. Alternatifin bol olması, işten çıkacak bir avukatın yerine yenisinin bulunmasının -piyasadaki avukat sayısının bolluğu nedeniyle- hiç de zor olmaması işçi statüsündeki avukatların büyük hukuk bürolarına bağımlılığını arttırmakta.

İstanbul gibi yorucu bir kentte avukatlık yapmanın verdiği zorluk yanında bitmek tükenmek bilmeyen mesailer, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi, asgari çalışma standartlarının sağlanamaması avukatların adeta birer hukuk fabrikası gibi çalışan devasa hukuk büroları altında ezilmelerine sebep olmakta. Bu durumda elbetteki avukat hür ve tam bağımsız bir şekilde mesleğini icra eder düsturuyla da örtüşmemekte.

Barolar Birliği ve İstanbul Barosu’na Düşen Görevler

Türkiye Barolar Birliği ülkedeki avukatların sorunlarını dile getirmek bakımından en yüksek perdeden söz sahibi olan temsil makamıdır. İstanbul Barosu’da Türkiye’nin en büyük barosu olarak bu temsilde son derece önemli bir rol sahibidir. Yapılması gereken en kısa zamanda avukatlık sınavının icrasını sağlayarak bir nebze olsun avukat sayılarındaki artışın frenlenmesidir. Mevcut durumda dahi son derece yüksek avukat sayılarına sahip bu şehirlerin 5 yıl içerisinde %60’lık avukat artışını kaldırabilmeleri mümkün değildir.

Hukuk fakültesi mezunu ve ruhsatname sahibi avukatların birer takip elemanı gibi devasa hukuk büroları altında, avukatlık standartlarının çok çok altında bir çalışma temposu ile çalışmalarının önüne geçilmelidir. Madem ki hukuk fakültesine girmek bu kadar kolay, avukat olabilmenin yolu zorlaştırılmalıdır. Hukuk fakültesi mezuniyeti eşittir avukatlık ruhsatnamesi olmaktan çıkartılmalıdır.

Bir hukuk fakültesi mezunun önünde avukatlık haricinde pek çok meslek alternatifi bulunmaktadır. Hakimlik, savcılık, akademisyenlik, noterlik, kamuda envai çeşit memurluk bunlardan sadece bazılarıdır. Denilebilir ki kaymakamlık dahil bir hukuk fakültesi mezununun kamuda gelemeyeceği herhangi bir memurluk veya makam bulunmamaktadır.

Ancak avukatlık sınavının olmaması bu saydığımız meslekleri yapma hedefinde olan hukuk fakültesi mezunlarını dahi ne olur ne olmaz düşüncesiyle avukatlık stajı yapmaya yöneltmektedir. Avukatlık mesleği “hiçbir şey olamazsam avukat olurum” şeklindeki düşünceye sahip adaylardan arındırılmalıdır. Örneğin bugün avukatlık stajını yapmayan hakim savcı çok azdır; hemen hemen hepsi hakimlik savcılık sınavlarına hazırlanırken ne olur ne olmaz diye bir yandan avukatlık ruhsatnamelerini de almakta sınavı geçemeyenler avukatlıkta şanslarını denemeye devam etmektedirler.

İstanbul Barosu’na Kota Uygulaması Getirilmesi

Bu da bir dönem avukatlık tasarılarının hazırlanması kapsamında tartışılmıştır. Farklı illerdeki avukat sayılarındaki adaletsiz dağılım ister istemez böyle bir düşünceyi de akla getirmektedir. Örneğin İstanbul, Ankara, İzmir barolarına çeşitli yıllık kotalar getirilerek bu barolara giremeyen adayların farklı illere yönlendirilmesi de zaman zaman düşünülmektedir. Bu aslında büyük şehirlerdeki avukat sayılarını frenleyen bir başka faktör olabilir.

Özellikle İstanbul Barosu’nda bu tür bir kotanın getirilmesi elzem gözükmektedir. Türkiye’nin pek çok bölgesinden öğrenciler İstanbul gibi büyük şehirlere hukuk okumaya gelmekte ve hukuk fakültesinden sonra avukatlık mesleğini de bu şehirlerde icra etmeye devam etmektedirler. Böyle bir uygulama bu kişilerin kendi memleketlerinde mesleklerini icra etmelerinin önünü açabilir. Elbetteki tüm bu düşüncelerin artısıyla etkisiyle tüm Türkiye çapında bir konsensüs oluşturulmak suretiyle iyi bir şekilde tahlil edilmesi gerekir.

Siyasi irade bu noktada barolara kulak vermeli, baroların taleplerine duyarsız kalmak yerine onların sorunlarını iyi algılayıp yargının savunma ayağı olan avukatlık mesleğinin kalitesini arttırmak için çareler üretmelidir. Siyasi iradeyi bu doğrultuda teşvik edecek de yine baroların kendileridir. Aynı zamanda büyük bir meslek birliği olan bu barolar avukatlarının problemlerini en gür sesle gündeme getirmeli ve siyasi iradeyi bu doğrultuda düzenlemeler yapmaya teşvik etmelidir.

Avukatlık mesleği adına hep beraber daha güzel günler görebilmemiz dileğiyle.. Konuyla ilgili görüşlerinizi yazı altına yorum eklemek suretiyle bizlere iletebilirsiniz. Ayrıca yazıyı sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir